Loading...

elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu Tıp Doktoru Patoloji ve Fitoterapi Uzm Pathology M.D. Phytotherapy MSc Doğa ve bilim aşığı Güveloğlu Danışmanlık 02164146749 http://www.elifguveloglu.com/
291 posts
48,224 followers
1 following
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
#fonksiyonelbeslenme #limonata #dlimonene 
D-limonen, doğal kaynaklı terpen yapıda bir molekül, ABD'de Federal Yönetmelik Kod listesinde GRAS, yani 'çoğunlukla güvenli kabul edilen' grupta yer alıyor ve bazı gıdalarda koruyucu olarak kullanılıyor.  Ancak etkisi bundan çok daha öte ; birçok hücre ve hayvan deneyinde kanser hücrelerinin üremelerini durdurduğu saptandı. Aslında çalışmalar hiç de yeni değil,  dünyadaki bilimsel literatürü araştırdığımda bu konudaki en eski bilimsel çalışmanın 1984 yılında yapıldığını gördüm, Carcinogenesis dergisinde yayınlanan çalışmada, deney hayvanları sistematik olarak kanserojen maddeye maruz bırakılmış ve maruziyetten önce D-limonen verilen deney hayvanlarında kanser oluşumunun her fizyopatolojik basamağında belirgin azalma gözlemlenmiş.1998'de Londra'da Charing Cross Hospital Medikal Onkoloji Bölümünde D-limonen üzerinde yapılmış en önemli bilimsel çalışmalardan biri başlatıldı,  bu ileri evre kanser hastaları üzerinde yapılan bir klinik çalışmaydı. Kanser Araştırma Faz I-II Klinik Deney Komitesi tarafından başlatılan çalışma Cancer Chemother Pharmacology'de yayınlandı. Çalışmada hem bu maddenin toksik olup olmadığını hem de farmakokinetiği, yani vücutta izlediği 'yol' araştırıldı ve oldukça güvenli bulundu. Bir ileri evre meme kanseri vakasında 11 ay sonra tedaviye yanıt alınmış, üç ileri evre vr klasik tedavilerle ilerlemesi durdurulamayan bağırsak kanseri vakalarında kanser durdurulmuştu, bunlar oldukça çarpıcı bulgular çünkü vakaların hepsi 'kendilerinden vazgeçilmiş' vakalardı.Literatürde D-limonen hakkında başka çarpıcı çalışmalar da var arzu edenler KANSER İYİLEŞİR kitabında ayrıntıları okuyabilir, Fitoterapi'de bu madde kanser hastalarının tedavisine yardımcı olmak amacıyla kullanılıyor zaten,  benim burada paylaşma amacım bu maddeyi günlük hayatta kanserden korunmak için nasıl kullanabiliriz onu anlatmak. Bunu en sağlıklı şekilde yapabileceğimiz yöntemlerden biri limonata. Eğer limonatayı gerekli özeni göstererek yaparsak 'kansersavar limonata' diyebiliriz buna ki fonksiyonel beslenme bu zaten,  yiyip içerken 'şifalanmak', şifa olsun,  sağlık ve esenlikler dileğimle mutlu pazarlar...
(ilk yorumda tarifi veriyorum)
123 2,469 2 days ago
#fonksiyonelbeslenme #limonata #dlimonene
d-limonen, doğal kaynaklı terpen yapıda bir molekül, abd'de federal yönetmelik kod listesinde gras, yani 'çoğunlukla güvenli kabul edilen' grupta yer alıyor ve bazı gıdalarda koruyucu olarak kullanılıyor. ancak etkisi bundan çok daha öte ; birçok hücre ve hayvan deneyinde kanser hücrelerinin üremelerini durdurduğu saptandı. aslında çalışmalar hiç de yeni değil, dünyadaki bilimsel literatürü araştırdığımda bu konudaki en eski bilimsel çalışmanın 1984 yılında yapıldığını gördüm, carcinogenesis dergisinde yayınlanan çalışmada, deney hayvanları sistematik olarak kanserojen maddeye maruz bırakılmış ve maruziyetten önce d-limonen verilen deney hayvanlarında kanser oluşumunun her fizyopatolojik basamağında belirgin azalma gözlemlenmiş.1998'de londra'da charing cross hospital medikal onkoloji bölümünde d-limonen üzerinde yapılmış en önemli bilimsel çalışmalardan biri başlatıldı, bu ileri evre kanser hastaları üzerinde yapılan bir klinik çalışmaydı. kanser araştırma faz i-ii klinik deney komitesi tarafından başlatılan çalışma cancer chemother pharmacology'de yayınlandı. çalışmada hem bu maddenin toksik olup olmadığını hem de farmakokinetiği, yani vücutta izlediği 'yol' araştırıldı ve oldukça güvenli bulundu. bir ileri evre meme kanseri vakasında 11 ay sonra tedaviye yanıt alınmış, üç ileri evre vr klasik tedavilerle ilerlemesi durdurulamayan bağırsak kanseri vakalarında kanser durdurulmuştu, bunlar oldukça çarpıcı bulgular çünkü vakaların hepsi 'kendilerinden vazgeçilmiş' vakalardı.literatürde d-limonen hakkında başka çarpıcı çalışmalar da var arzu edenler kanser İyİleŞİr kitabında ayrıntıları okuyabilir, fitoterapi'de bu madde kanser hastalarının tedavisine yardımcı olmak amacıyla kullanılıyor zaten, benim burada paylaşma amacım bu maddeyi günlük hayatta kanserden korunmak için nasıl kullanabiliriz onu anlatmak. bunu en sağlıklı şekilde yapabileceğimiz yöntemlerden biri limonata. eğer limonatayı gerekli özeni göstererek yaparsak 'kansersavar limonata' diyebiliriz buna ki fonksiyonel beslenme bu zaten, yiyip içerken 'şifalanmak', şifa olsun, sağlık ve esenlikler dileğimle mutlu pazarlar...
(ilk yorumda tarifi veriyorum)
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
#turp #radishes #fonksiyonelbeslenme 
Geçen sene Phytomedicine dergisinde bilimsel bir çalışma sonucu yayınlandı: 'Turpta bulunan isotiosiyanat grubu bir madde meme kanseri hücrelerinin üremelerini engelliyor'. Bu bir hücre çalışmasıydı, hem meme kanseri hücreleri hem de normal hücreler incelenmişti. Birçok turp çeşidinde bulunan 'sulforaphene- SF' adlı madde meme kanseri hücrelerinin üremelerini baskılarken, normal hücreler bu maddeden aynı şekilde etkilenmiyordu. Bu madde kanser hücrelerinin üremelerini iki ayrı yolla engelliyordu; hem hücre üreme döngüsünü G2-M fazında baskılıyor ve bir hücreden iki hücrenin oluştuğu üreme döngüsünü bloke ediyordu hem de kanser hücrelerini 'apopitoz' adı verilen hücre intiharına yöneltiyordu. Oldukça kıymetli bir çalışma ancak bu hücre çalışmasından 'turp kanser ilacı olabilir' sonucu çıkmasa da korunmada çok önemli olduğuna dair önemli bir bilimsel ipucu...Yine yakınlarda 'Nutrients' dergisinde yayınlanan başka bir çalışmada SF'ın insan karaciğer kanseri hücrelerinde aynı etkiyi yaptığı gösterildi. SF, sulforaphene, turp çeşitlerinde bol miktarda bulunmakla birlikte, brokoli,  karnıbahar, lahana grubu sebzelerde de var ancak bu sebzeleri önerdiğim insanlardan sıklıkla şu tepkiyi alıyorum; 'ama gaz yapıyor bende'. Aslında 'bende gaz yapıyor' diye kişisel bir duyarlılık yok çoğu zaman çünkü, birincisi gaz, belirli miktarda olması gereken fizyolojik bir toksin atma şeklidir,  bedenin egzoz çıkarma işlevi olarak düşünülebilir, ikincisi bu grup sebzeler detoks etkileri ile atılması gerekenleri attığı için gazı artırır, atılması gereken bir toksin grubu vardır vücutta ve aslında yapması gerekeni yapmıştır...Turp bu grup sebzeler arasında çiğ tüketildiği için biyoyararlanımı en yüksek olanı ve özellikle protein ağırlıklı gıdaların yanında az miktarda bile tüketilmesi, protein atıkları olan azotlu bileşiklerin gaz halinde atılmasına yardımcı olur.Restoranlarda et ve balık yemeklerinin yanında turp sunulması çok sağlıklı bir gelenek ancak böyle yerlerde genellikle turp servis öncesi dilimlenir,  suda bekletilir ve 'acısı giderilir!' ancak acısı giderken şifası da gider. Az miktarda ama sık tüketmesi önemli, tam mevsimi, şifa olsun...
50 1,797 2 weeks ago
#turp #radishes #fonksiyonelbeslenme
geçen sene phytomedicine dergisinde bilimsel bir çalışma sonucu yayınlandı: 'turpta bulunan isotiosiyanat grubu bir madde meme kanseri hücrelerinin üremelerini engelliyor'. bu bir hücre çalışmasıydı, hem meme kanseri hücreleri hem de normal hücreler incelenmişti. birçok turp çeşidinde bulunan 'sulforaphene- sf' adlı madde meme kanseri hücrelerinin üremelerini baskılarken, normal hücreler bu maddeden aynı şekilde etkilenmiyordu. bu madde kanser hücrelerinin üremelerini iki ayrı yolla engelliyordu; hem hücre üreme döngüsünü g2-m fazında baskılıyor ve bir hücreden iki hücrenin oluştuğu üreme döngüsünü bloke ediyordu hem de kanser hücrelerini 'apopitoz' adı verilen hücre intiharına yöneltiyordu. oldukça kıymetli bir çalışma ancak bu hücre çalışmasından 'turp kanser ilacı olabilir' sonucu çıkmasa da korunmada çok önemli olduğuna dair önemli bir bilimsel ipucu...yine yakınlarda 'nutrients' dergisinde yayınlanan başka bir çalışmada sf'ın insan karaciğer kanseri hücrelerinde aynı etkiyi yaptığı gösterildi. sf, sulforaphene, turp çeşitlerinde bol miktarda bulunmakla birlikte, brokoli, karnıbahar, lahana grubu sebzelerde de var ancak bu sebzeleri önerdiğim insanlardan sıklıkla şu tepkiyi alıyorum; 'ama gaz yapıyor bende'. aslında 'bende gaz yapıyor' diye kişisel bir duyarlılık yok çoğu zaman çünkü, birincisi gaz, belirli miktarda olması gereken fizyolojik bir toksin atma şeklidir, bedenin egzoz çıkarma işlevi olarak düşünülebilir, ikincisi bu grup sebzeler detoks etkileri ile atılması gerekenleri attığı için gazı artırır, atılması gereken bir toksin grubu vardır vücutta ve aslında yapması gerekeni yapmıştır...turp bu grup sebzeler arasında çiğ tüketildiği için biyoyararlanımı en yüksek olanı ve özellikle protein ağırlıklı gıdaların yanında az miktarda bile tüketilmesi, protein atıkları olan azotlu bileşiklerin gaz halinde atılmasına yardımcı olur.restoranlarda et ve balık yemeklerinin yanında turp sunulması çok sağlıklı bir gelenek ancak böyle yerlerde genellikle turp servis öncesi dilimlenir, suda bekletilir ve 'acısı giderilir!' ancak acısı giderken şifası da gider. az miktarda ama sık tüketmesi önemli, tam mevsimi, şifa olsun...
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
#kale #kalevegetable #fonksiyonelbeslenme 
Kale sebzesinin faydalarını anlatmaya instagramın müsade ettiği sözcük sayısı yetmedi, eksik kalmasın,  tamamlayayım, bir de bir önceki kale paylaşımımdaki domates eleştirilerine yanıt vereyim...Sebze ve meyvelerin en sağlıklı zamanı tabiattaki mevsiminde doğal ortamda yetişenleridir, bunu yıllardır savunuyorum zaten, ve kendi evime de kışın domates salatalık almam,  ancak paylaşımdaki domates Adana'daki seralardan, masum bir kaçamak aslında... Çok sağlıklı koşullarda sera üretimi yapan  emektar firmalar var ülkemizde,  gdo yerine tozlaşmada arı kullanan,  dünyanın en güvenli organik sertifikalarını alabilen firmaların ürünlerini 'arada bir' tüketmekte bence sakınca yok,  hep söylüyorum ya, bu sağlıklı beslenme akımını 'sağlıklı beslenme terörü' haline getirmemek lazım...
Kale sebzesinin faydalarına gelince, yapılan hücre deneyleri, sebzenin bolca içerdiği glukosinolatların hücre seviyesinde 'detoks' yaptığını gösteriyor,  DNA koruyucu etkisi de buradan geliyor ki DNA koruyucu etki demek,  kanserden korunma demek... Sebzenin kanserle savaşçı gücü bununla sınırlı değil,  içerdiği reçinemsi maddeler birçok kanserojen maddeyi bağırsakta bağlayıp kana karışmasını engelliyor. Bu kadar da değil,  Journal of Molecular Cancer'da yayınlanan bir çalışmada sülforafan glukosinolatların yumurtalık kanseri hücrelerinin üremelerini baskıladığı gösterildi, sadece bu kanser türü değil,  mesane, meme, kalın bağırsak ve prostat kanseri hücrelerine karşı da benzer etkinin olduğuna bilimsel yayınlarda yer verildi. Kale sebzesinde bunların yanısıra lutein,  kaemferol, quersetin ve indol-3-karbinol adlı kanser savaşçısı fitokimyasallar var ki indol-3-karbinol'ün akciğer, meme ve bağırsak kanseri riskini azalttığına dair güçlü bilimsel veriler var. 
Kale yapraklarını doğrayıp zeytinyağında sote edip,  baharatlarla zenginleştirip üzerine yumurta kırabilirsiniz,  havuç gibi mevsim sebzeleri ekleyip,  kabuklu pirinç, kara buğday veya yeşil mercimek de ilave ederseniz,  yanında yoğurtla tam bir öğün olabilir. Sağlıkla afiyetle tüketin,  beslenirken 'şifalanın'...Sağlık ve esenlikler dileğimle, sevgimle...
71 1,361 2 weeks ago
#kale #kalevegetable #fonksiyonelbeslenme
kale sebzesinin faydalarını anlatmaya instagramın müsade ettiği sözcük sayısı yetmedi, eksik kalmasın, tamamlayayım, bir de bir önceki kale paylaşımımdaki domates eleştirilerine yanıt vereyim...sebze ve meyvelerin en sağlıklı zamanı tabiattaki mevsiminde doğal ortamda yetişenleridir, bunu yıllardır savunuyorum zaten, ve kendi evime de kışın domates salatalık almam, ancak paylaşımdaki domates adana'daki seralardan, masum bir kaçamak aslında... çok sağlıklı koşullarda sera üretimi yapan emektar firmalar var ülkemizde, gdo yerine tozlaşmada arı kullanan, dünyanın en güvenli organik sertifikalarını alabilen firmaların ürünlerini 'arada bir' tüketmekte bence sakınca yok, hep söylüyorum ya, bu sağlıklı beslenme akımını 'sağlıklı beslenme terörü' haline getirmemek lazım...
kale sebzesinin faydalarına gelince, yapılan hücre deneyleri, sebzenin bolca içerdiği glukosinolatların hücre seviyesinde 'detoks' yaptığını gösteriyor, dna koruyucu etkisi de buradan geliyor ki dna koruyucu etki demek, kanserden korunma demek... sebzenin kanserle savaşçı gücü bununla sınırlı değil, içerdiği reçinemsi maddeler birçok kanserojen maddeyi bağırsakta bağlayıp kana karışmasını engelliyor. bu kadar da değil, journal of molecular cancer'da yayınlanan bir çalışmada sülforafan glukosinolatların yumurtalık kanseri hücrelerinin üremelerini baskıladığı gösterildi, sadece bu kanser türü değil, mesane, meme, kalın bağırsak ve prostat kanseri hücrelerine karşı da benzer etkinin olduğuna bilimsel yayınlarda yer verildi. kale sebzesinde bunların yanısıra lutein, kaemferol, quersetin ve indol-3-karbinol adlı kanser savaşçısı fitokimyasallar var ki indol-3-karbinol'ün akciğer, meme ve bağırsak kanseri riskini azalttığına dair güçlü bilimsel veriler var.
kale yapraklarını doğrayıp zeytinyağında sote edip, baharatlarla zenginleştirip üzerine yumurta kırabilirsiniz, havuç gibi mevsim sebzeleri ekleyip, kabuklu pirinç, kara buğday veya yeşil mercimek de ilave ederseniz, yanında yoğurtla tam bir öğün olabilir. sağlıkla afiyetle tüketin, beslenirken 'şifalanın'...sağlık ve esenlikler dileğimle, sevgimle...
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
#kale #kıvırcıklahana #fonksiyonelbeslenme 
Ülkemizde yeni yeni görmeye başladığımız kale yaprakları dünyada birçok bölgede çok uzun zamandır kullanılıyor, çorbası yapılıyor, salatalara ekleniyor, zeytinyağlı yemekleri ve yumurtası pişiriliyor. Birçok ülkede 'kıvırcık lahana' diye anılıyor, iyi bir tanımlama çünkü bir lahana türü aslında, lahanagillerdeki kanser savaşçısı ve DNA koruyucu sülforafan grubu kükürtlü bileşikler yanında daha fazlasını da içeriyor; cilt, saç ve kemik sağlığı için önemli bir grup fitokimyasallar... Bunlardan  biri ALA,  alfa lipoik asit, hani şu kapsülleri moda olan...Hep savunduğum şeyi tekrar söylüyorum; yiyebileceğimiz bir şeyi 'hap' olarak almamalıyız...ALA, kale dışında siyah havuçda, Brüksel lahanasında, mor lahanada, brokolide ve ıspanakta da var.  ALA, pankreas sağlığı için de faydalı, kan şekeri düzenlenmesini dengelediği ve insülin direncini önlediğine dair bilimsel ip uçları var. Nöropatilerin azalmasına da yardımcı ki bu özellikle kemoterapi alan hastalarda çok önemli. Kale sebzesinin, diğer yeşil sebze grubundan daha sıkı bir bitkisel lif yapısı var ve bu, sebzenin çiğ olarak tüketilmesini damak tadı olarak biraz kısıtlasa da yemeklerdeki şekerin ve yağların emilmesine fiziksel bir bariyer oluşturduğu için kan şekeri ve kan yağları yükselmeye meyilli kişilerde avantaj oluşturuyor. Sadece fiziksel bariyer de değil,  yaprakların içerdiği bitkisel bir reçine, tükettiğimiz gıdalardaki zararlı yağları hatta birçok kanserojen maddeyi zamksı yapısıyla bağlıyor ve dışkı ile atılmasını sağlıyor, bu çok önemli çünkü bir şekilde alıyoruz o kanserojen maddeleri... Hayattan kaçmak ve korkuyla yaşamak yerine,  tampon besinlerden yardım almak en akıllıcası bence...Demir, potasyum ve kalsiyum gibi birçok elzem minerali ve A vitaminini de birarada içeriyor bu ilaç-besin. Aynı zamanda iyi bir K vitamini kaynağı ki bu vitamin besinlerde çok fazla bulunmuyor,  beden kendi üretiyor ve kemik sağlığı için çok önemli, kemik matriksini destekliyor.
Bu fotoğraf kızımın ellerinden kaleli salata,  teşekkürler @psikologcansunkilic
Az miktarda yeterli, tabiat çok cömert bedenimiz ise çok tutumlu...Şifa olsun,  sağlık ve esenlikler dileğimle...
53 1,210 2 weeks ago
#kale #kıvırcıklahana #fonksiyonelbeslenme
ülkemizde yeni yeni görmeye başladığımız kale yaprakları dünyada birçok bölgede çok uzun zamandır kullanılıyor, çorbası yapılıyor, salatalara ekleniyor, zeytinyağlı yemekleri ve yumurtası pişiriliyor. birçok ülkede 'kıvırcık lahana' diye anılıyor, iyi bir tanımlama çünkü bir lahana türü aslında, lahanagillerdeki kanser savaşçısı ve dna koruyucu sülforafan grubu kükürtlü bileşikler yanında daha fazlasını da içeriyor; cilt, saç ve kemik sağlığı için önemli bir grup fitokimyasallar... bunlardan biri ala, alfa lipoik asit, hani şu kapsülleri moda olan...hep savunduğum şeyi tekrar söylüyorum; yiyebileceğimiz bir şeyi 'hap' olarak almamalıyız...ala, kale dışında siyah havuçda, brüksel lahanasında, mor lahanada, brokolide ve ıspanakta da var. ala, pankreas sağlığı için de faydalı, kan şekeri düzenlenmesini dengelediği ve insülin direncini önlediğine dair bilimsel ip uçları var. nöropatilerin azalmasına da yardımcı ki bu özellikle kemoterapi alan hastalarda çok önemli. kale sebzesinin, diğer yeşil sebze grubundan daha sıkı bir bitkisel lif yapısı var ve bu, sebzenin çiğ olarak tüketilmesini damak tadı olarak biraz kısıtlasa da yemeklerdeki şekerin ve yağların emilmesine fiziksel bir bariyer oluşturduğu için kan şekeri ve kan yağları yükselmeye meyilli kişilerde avantaj oluşturuyor. sadece fiziksel bariyer de değil, yaprakların içerdiği bitkisel bir reçine, tükettiğimiz gıdalardaki zararlı yağları hatta birçok kanserojen maddeyi zamksı yapısıyla bağlıyor ve dışkı ile atılmasını sağlıyor, bu çok önemli çünkü bir şekilde alıyoruz o kanserojen maddeleri... hayattan kaçmak ve korkuyla yaşamak yerine, t****n besinlerden yardım almak en akıllıcası bence...demir, potasyum ve kalsiyum gibi birçok elzem minerali ve a vitaminini de birarada içeriyor bu ilaç-besin. aynı zamanda iyi bir k vitamini kaynağı ki bu vitamin besinlerde çok fazla bulunmuyor, beden kendi üretiyor ve kemik sağlığı için çok önemli, kemik matriksini destekliyor.
bu fotoğraf kızımın ellerinden kaleli salata, teşekkürler @psikologcansunkilic
az miktarda yeterli, tabiat çok cömert bedenimiz ise çok tutumlu...Şifa olsun, sağlık ve esenlikler dileğimle...
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
#kefir #kefirgrains #fonksiyonelgıdalar 
Kafkasların uzun yaşam sırrı olarak gösterdikleri bu şifalı içecek 'probiyotikler' adlı canlı mikroorganizmalar içeriyor, yani bağırsaklarımızda yaşayan 'faydalı mikroplar'.Bu faydalı mikroplar, zararlı mikroplara karşı koruyorlar bizi, adeta bağırsaklarımızın 'askerleri' gibi görev yapıyorlar.
Kanada'da 2007'de Moncton Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada deney hayvanlarına meme kanseri hücreleri aktarılmış ve bu hayvanlara kefir verilmesinin etkileri gözlemlenmiş.Deney hayvanları ikiye ayrılmış, bir gruba düzenli kefir verilirken diğer gruba verilmemiş ve bir süre sonra hayvanların kanserli dokular Patolojik olarak incelenmiş. Kefir verilen grupta, verilmeyen gruba oranla anlamlı bir düzeyde, CD4+ ve CD8+ adlı bağışıklık sistemi hücrelerinde kanserle savaşacak bir profil geliştiği gözlemlenmiş. Sadece bu kadar da değil,kefir verilen gruptaki kanserli dokuda 'apopitotik' kanser hücrelerinin sayısının çok daha fazla olduğu görülmüş. Apopitotik hücre, kendi kendini imha etmiş, yani intihar etmiş hücre demek ki bu da kanserli dokuda bağışıklık hücrelerinin daha çok çalıştıkları anlamına geliyor, muhteşem...Kefir hazırlanması ise şöyle; bir litre sütü beş on dakika kepçeyle savurarak kaynatın ve 25 dereceye kadar ılıtın, üzerinde biriken kaymağı ayırın. 20 gram kadar kefir tanesi ekleyin ve karıştırın, kapağını kapatın,  üzerini yoğurt sarar gibi küçük bir battaniye örtü ile sarın ve 20 saat kadar bekletin, pıhtılaşma başlamış olacaktır, daha sonra buzdolabında soğutun ve ince bir süzgeçle süzün,  tercihen paslanmaz çelik süzgeçle. Süzdüğünüz kefir tanelerini buzdolabında saklayın, daha sonra kefir yapımında kullanabilirsiniz. 
Çok fazla tüketilmesine gerek yok, çünkü canlı bakteriler içeren bir gıda kefir,  ve insan bağırsak ortamı bu bakterilerin üreyip çoğalması için çok uygun, bir çorba kaşığı kefir bile tüketseniz yeterli, bu mikroplar bağırsaklarımızda çoğalıyorlar zaten. Kefirin tadını sevmeyenler,  az miktarda kefiri ayran veya yoğurtla karıştırıp tüketebilir,  cacığa bile ekleyebilirsiniz. Hep söylüyorum ya,  vücudumuz çok tutumlu,  tabiat ise çok cömert,  sağlık ve esenlikler dileğimle...
237 2,385 3 weeks ago
#kefir #kefirgrains #fonksiyonelgıdalar
kafkasların uzun yaşam sırrı olarak gösterdikleri bu şifalı içecek 'probiyotikler' adlı canlı mikroorganizmalar içeriyor, yani bağırsaklarımızda yaşayan 'faydalı mikroplar'.bu faydalı mikroplar, zararlı mikroplara karşı koruyorlar bizi, adeta bağırsaklarımızın 'askerleri' gibi görev yapıyorlar.
kanada'da 2007'de moncton üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada deney hayvanlarına meme kanseri hücreleri aktarılmış ve bu hayvanlara kefir verilmesinin etkileri gözlemlenmiş.deney hayvanları ikiye ayrılmış, bir gruba düzenli kefir verilirken diğer gruba verilmemiş ve bir süre sonra hayvanların kanserli dokular patolojik olarak incelenmiş. kefir verilen grupta, verilmeyen gruba oranla anlamlı bir düzeyde, cd4+ ve cd8+ adlı bağışıklık sistemi hücrelerinde kanserle savaşacak bir profil geliştiği gözlemlenmiş. sadece bu kadar da değil,kefir verilen gruptaki kanserli dokuda 'apopitotik' kanser hücrelerinin sayısının çok daha fazla olduğu görülmüş. apopitotik hücre, kendi kendini imha etmiş, yani intihar etmiş hücre demek ki bu da kanserli dokuda bağışıklık hücrelerinin daha çok çalıştıkları anlamına geliyor, muhteşem...kefir hazırlanması ise şöyle; bir litre sütü beş on dakika kepçeyle savurarak kaynatın ve 25 dereceye kadar ılıtın, üzerinde biriken kaymağı ayırın. 20 gram kadar kefir tanesi ekleyin ve karıştırın, kapağını kapatın, üzerini yoğurt sarar gibi küçük bir battaniye örtü ile sarın ve 20 saat kadar bekletin, pıhtılaşma başlamış olacaktır, daha sonra buzdolabında soğutun ve ince bir süzgeçle süzün, tercihen paslanmaz çelik süzgeçle. süzdüğünüz kefir tanelerini buzdolabında saklayın, daha sonra kefir yapımında kullanabilirsiniz.
çok fazla tüketilmesine gerek yok, çünkü canlı bakteriler içeren bir gıda kefir, ve insan bağırsak ortamı bu bakterilerin üreyip çoğalması için çok uygun, bir çorba kaşığı kefir bile tüketseniz yeterli, bu mikroplar bağırsaklarımızda çoğalıyorlar zaten. kefirin tadını sevmeyenler, az miktarda kefiri ayran veya yoğurtla karıştırıp tüketebilir, cacığa bile ekleyebilirsiniz. hep söylüyorum ya, vücudumuz çok tutumlu, tabiat ise çok cömert, sağlık ve esenlikler dileğimle...
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
Birazdan FoxTV'de Çağla Şikel'le canlı yayındayız, paylaşmak üzere
79 1,922 3 weeks ago
Birazdan foxtv'de çağla Şikel'le canlı yayındayız, paylaşmak üzere
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
...bu gerçek bir kar tanesinin makro resmi,  fotoğraf artisti @alexey_kljatov tarafından çekildi...
...dünyaya yeni bir farkındalıkla baktığımızda, tüm evren bir kar tanesi kadar küçülür,  ve bir kar tanesinin içinde saklı ihtişam kadar da büyür...
...yeni yılda, yeni bir farkındalıkla bakabilmeyi diliyorum;  içeriye,  dışarıya, tüm evrene ve tüm varoluşa...
...içerde zaten var olanı, dışardan, herhangi bir başka insandan,  kurumdan,  ritüelden ve hatta 'yeni yıldan' beklemediğimiz farkındalıkla...
...mutlu yıllar...
43 1,695 4 weeks ago
...bu gerçek bir kar tanesinin makro resmi, fotoğraf artisti @alexey_kljatov tarafından çekildi...
...dünyaya yeni bir farkındalıkla baktığımızda, tüm evren bir kar tanesi kadar küçülür, ve bir kar tanesinin içinde saklı ihtişam kadar da büyür...
...yeni yılda, yeni bir farkındalıkla bakabilmeyi diliyorum; içeriye, dışarıya, tüm evrene ve tüm varoluşa...
...içerde zaten var olanı, dışardan, herhangi bir başka insandan, kurumdan, ritüelden ve hatta 'yeni yıldan' beklemediğimiz farkındalıkla...
...mutlu yıllar...
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
#kakaoyağı #cocoabutter #sağlıkvegüzellik 
Kakao çekirdekleri içinden çıkan doğal bir yağ. Stearik ve miristik asit gibi doymuş ve doymamış yağ asitlerini çok özel bir kombinasyonda birarada içeriyor, sadece bu besleyici yağlar değil flavonoidler gibi güçlü antioksidan moleküller içerdiği için kakao yağı ile hazırlanan krem ve merhemler koruyucu gerekmeden kendi kendini de korumuş oluyor. Hani birçok kere bahsettim ya, Patoloji'de 'yangı' diye tabir edilen bir doku durumu var ki her taşın altından o çıkıyor, egzema ve sedef gibi birçok kronik cilt sorununun altında da bu var, işte kakao yağında 'yangı giderici' etkili moleküller var ve bu da bu yağı bu hastalıkların bakımında çok önemli bir yere taşıyor. Yağın katı yapısı, ev yapımı merhem yapmak için de çok uygun, sert yapıdaki bu yağ Ben Mari usulü çok kolay eriyor,  eridikten sonra karıştırdığımız sıvı yağları bünyesine çok güzel alıyor ve karışımı soğuttuğumuzda merhem kıvamını alıyor. Ben Mari usulü demek,  kaynar su dolu bir kabın içinde, daha küçük bir kaba yağı koyarak, kaynar suya yağı doğrudan temas ettirmeden eritme anlamına geliyor. Dünyadaki birçok cilt bakım kreminden dudak bakım ürünlerine kadar ünlü ve pahalı kozmetiğin içindeki 'emektar' yağ bu... Cilt bakım ürünlerinde kullanıldığına dair tarihi kayıtlar Mezopotamya'ya dönemine kadar uzanıyor. Siz de evde kakao yağı kullanarak çok kolay ve etkili cilt bakım merhemleri yapabilirsiniz. Kakao yağını Ben Mari usulü eritip,  içerisine sadece kakao yağının yarısı kadar kantaron yağı ekleyip geri dondurarak, etkili bir yara yanık merhemi elde edebilirsiniz. Egzema ve sedef hastalarının cilt bakımında da cildi besleyici ve yangı giderici yağlar çok önemli katkıda bulunur, şöyle bir formülü çok kolay hazırlayabilirsiniz ;
-100 gr kakao yağı -25 ml susam yağı -25 ml Hindistan cevizi yağı -10 ml çörekotuyağı 
Bu formül kışın pul pul pul olan kuru ve hassas ciltler için de kurtarıcıdır. Kakao yağını eritip diğer yağları iyice karıştırıp geri donduracaksınız hepsi bu kadar... Banyo sonrası kabak lifi gibi doğal bir kese ile nazikçe ölü deri tabakasını uzaklaştırıp iyice kuruladığınız cildinize sürüp yatın.
Şifa ve güzellik olsun,  sevgimle...
55 1,230 4 weeks ago
#kakaoyağı #cocoabutter #sağlıkvegüzellik
kakao çekirdekleri içinden çıkan doğal bir yağ. stearik ve miristik asit gibi doymuş ve doymamış yağ asitlerini çok özel bir kombinasyonda birarada içeriyor, sadece bu besleyici yağlar değil flavonoidler gibi güçlü antioksidan moleküller içerdiği için kakao yağı ile hazırlanan krem ve merhemler koruyucu gerekmeden kendi kendini de korumuş oluyor. hani birçok kere bahsettim ya, patoloji'de 'yangı' diye tabir edilen bir doku durumu var ki her taşın altından o çıkıyor, egzema ve sedef gibi birçok kronik cilt sorununun altında da bu var, işte kakao yağında 'yangı giderici' etkili moleküller var ve bu da bu yağı bu hastalıkların bakımında çok önemli bir yere taşıyor. yağın katı yapısı, ev yapımı merhem yapmak için de çok uygun, sert yapıdaki bu yağ ben mari usulü çok kolay eriyor, eridikten sonra karıştırdığımız sıvı yağları bünyesine çok güzel alıyor ve karışımı soğuttuğumuzda merhem kıvamını alıyor. ben mari usulü demek, kaynar su dolu bir kabın içinde, daha küçük bir kaba yağı koyarak, kaynar suya yağı doğrudan temas ettirmeden eritme anlamına geliyor. dünyadaki birçok cilt bakım kreminden dudak bakım ürünlerine kadar ünlü ve pahalı kozmetiğin içindeki 'emektar' yağ bu... cilt bakım ürünlerinde kullanıldığına dair tarihi kayıtlar mezopotamya'ya dönemine kadar uzanıyor. siz de evde kakao yağı kullanarak çok kolay ve etkili cilt bakım merhemleri yapabilirsiniz. kakao yağını ben mari usulü eritip, içerisine sadece kakao yağının yarısı kadar kantaron yağı ekleyip geri dondurarak, etkili bir yara yanık merhemi elde edebilirsiniz. egzema ve sedef hastalarının cilt bakımında da cildi besleyici ve yangı giderici yağlar çok önemli katkıda bulunur, şöyle bir formülü çok kolay hazırlayabilirsiniz ;
-100 gr kakao yağı -25 ml susam yağı -25 ml hindistan cevizi yağı -10 ml çörekotuyağı
bu formül kışın pul pul pul olan kuru ve hassas ciltler için de kurtarıcıdır. kakao yağını eritip diğer yağları iyice karıştırıp geri donduracaksınız hepsi bu kadar... banyo sonrası kabak lifi gibi doğal bir kese ile nazikçe ölü deri tabakasını uzaklaştırıp iyice kuruladığınız cildinize sürüp yatın.
Şifa ve güzellik olsun, sevgimle...
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
Show tv.deyiz:)
26 1,002 4 weeks ago
Show tv.deyiz:)
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
#kırmızıpancar #redbeetroot #fonksiyonelgıdalar 
Kışın getirdiği bir başka 'boyar madde' şifalısı da kırmızı pancar, hani sebzelerdeki boyar maddelerin şifasından bahsetmiştik ya, kırmızı pancar bunların en şifalılarından...Kırmızı pancar bilimsel olarak kabul edilen en eski 'fonksiyonel gıda'lardan biri,1967'de Arztliche Forschung adlı bilimsel yayında yer verilen Almanca çalışmanın başlığında kırmızı pancardaki antosiyaninlerin yani boyar maddenin hücre içi solunumunu aktive etmelerinden ötürü kanser tedavisinde ve kanserden korunmadaki rolünden bahsediliyordu. Solumak sadece nefes almaktan ibaret değil,  soluduğumuz oksijeni hücrelerimizin kullanabilmesi gerçek anlamda solunum anlamına geliyor,  yani hücre düzeyinde solunum.Bunun için de hücre içi solunum aygıtlarımız olan mitokondri'lerimizin iyi çalışması, sağlıklı olması gerekiyor,mitokondri sağlığı demek hem normal hücrelerimizi korumak,  hem de kanser hücrelerinden korunmak anlamına geliyor dolaylı olarak.Bu makaleden sonra da kırmızı pancarın hücre düzeyinde mitokondrileri ve damar iç yüzey hücrelerini koruyucu etkisine dair birçok bilimsel çalışma yapıldı ki damar yüzeyini korumak, damar sağlığı,  tüm vücut sağlığı anlamına geliyor çünkü soluduğumuz havadaki oksijeni tüm hücrelerimize taşıyan sistem de damar sistemi. Kırmızı pancarın faydaları bunlarla da sınırlı değil,  bu sebze 'betalainler' adlı bir grup aktif madde içeriyor ki hücre düzeyinde bu madde grubunun yangı giderici,  karaciğer koruyucu ve kanser karşıtı etkileri tespit edildi.  Kronik yangı çok önemli,  çünkü patolojik düzeyde, 'hangi taşı kaldırsak' altından kronik yangı çıkıyor,  Alzheimer hastalığından birçok kronik dejeneratif hastalığa kadar.Korunmak her zaman tedaviden çok daha kolay,  ancak bu 'ilaç besinlerden' hasta olduktan sonra da faydalanmayı bilmek gerekiyor. Özellikle kanser hastaları,  hem damar hem karaciğer koruyucu etkilerinden ötürü bu sebzeden faydalanmalı, üstelik vücuttan toksin atmaya da yardımcı... En pratik yolu salatalara çiğ olarak doğramak veya rendelemek, katı meyve sıkacağından sıkıp suyunu da içebilirsiniz,rendeleyip cacığını da yapabilirsiniz, çok fazlaya gerek yok,  bedenimiz çok tutumlu. Şifa olsun...
110 2,238 4 weeks ago
#kırmızıpancar #redbeetroot #fonksiyonelgıdalar
kışın getirdiği bir başka 'boyar madde' şifalısı da kırmızı pancar, hani sebzelerdeki boyar maddelerin şifasından bahsetmiştik ya, kırmızı pancar bunların en şifalılarından...kırmızı pancar bilimsel olarak kabul edilen en eski 'fonksiyonel gıda'lardan biri,1967'de arztliche forschung adlı bilimsel yayında yer verilen almanca çalışmanın başlığında kırmızı pancardaki antosiyaninlerin yani boyar maddenin hücre içi solunumunu aktive etmelerinden ötürü kanser tedavisinde ve kanserden korunmadaki rolünden bahsediliyordu. solumak sadece nefes almaktan ibaret değil, soluduğumuz oksijeni hücrelerimizin kullanabilmesi gerçek anlamda solunum anlamına geliyor, yani hücre düzeyinde solunum.bunun için de hücre içi solunum aygıtlarımız olan mitokondri'lerimizin iyi çalışması, sağlıklı olması gerekiyor,mitokondri sağlığı demek hem normal hücrelerimizi korumak, hem de kanser hücrelerinden korunmak anlamına geliyor dolaylı olarak.bu makaleden sonra da kırmızı pancarın hücre düzeyinde mitokondrileri ve damar iç yüzey hücrelerini koruyucu etkisine dair birçok bilimsel çalışma yapıldı ki damar yüzeyini korumak, damar sağlığı, tüm vücut sağlığı anlamına geliyor çünkü soluduğumuz havadaki oksijeni tüm hücrelerimize taşıyan sistem de damar sistemi. kırmızı pancarın faydaları bunlarla da sınırlı değil, bu sebze 'betalainler' adlı bir grup aktif madde içeriyor ki hücre düzeyinde bu madde grubunun yangı giderici, karaciğer koruyucu ve kanser karşıtı etkileri tespit edildi. kronik yangı çok önemli, çünkü patolojik düzeyde, 'hangi taşı kaldırsak' altından kronik yangı çıkıyor, alzheimer hastalığından birçok kronik dejeneratif hastalığa kadar.korunmak her zaman tedaviden çok daha kolay, ancak bu 'ilaç besinlerden' hasta olduktan sonra da faydalanmayı bilmek gerekiyor. özellikle kanser hastaları, hem damar hem karaciğer koruyucu etkilerinden ötürü bu sebzeden faydalanmalı, üstelik vücuttan toksin atmaya da yardımcı... en pratik yolu salatalara çiğ olarak doğramak veya rendelemek, katı meyve sıkacağından sıkıp suyunu da içebilirsiniz,rendeleyip cacığını da yapabilirsiniz, çok fazlaya gerek yok, bedenimiz çok tutumlu. Şifa olsun...
elifguveloglu

@elifguveloglu

Dr.Elif Güveloğlu
#siyahhavuç #fonksiyonelgıdalar #ilaçbesinler 
2007'de 4. Uluslararası Gıda Pigmentleri Kongresinde Almanya kaynaklı bir çalışma sunuldu,  çalışmanın adı; 'Siyah havuç antosiyaninlerinin kanser hücrelerinin üremelerini engelleyici etkisi ve metabolizması'. Antosiyaninler, siyah mor renkli sebze ve meyvelerde değişen oranlarda bulunan şifalı bir 'boyar madde've güçlü antioksidan,  anti-kanser etkiye sahip, ancak her boyar madde içeren meyve sebzede aynı etki de  görülmüyor,  örneğin vişne, oldukça yüksek boyar madde içeriyor ancak antioksidan gücü bununla paralel değil. Güçlü antioksidanlar, daha en baştan kanserleşme sürecini hemen her basamakta engelleyen hücre içinde ve hücreler arası etkili maddeler, genetik şifremizi taşıyan DNA'larımızdan hücre zararımıza kadar koruyorlar. 
Yapılan birçok farklı bilimsel araştırma aynı sonuca işaret etti ; siyah havucun kansere karşı koruyucu etkisi antioksidanlarla sınırlı değil... Bu çalışmaların birinde insan kalın bağırsak kanseri ve lösemi hücreleri kullanılmış ve kanser hücreleri gruplar halinde değişen dozlarda BC-ARE (siyah havuç antosiyanin ekstraktı) na maruz bırakılmış. Bu maddeye maruz kalan kanser hücrelerinin üremelerinin baskılandığı gözlemlenmiş, yani ortamda siyah havuç antosiyaninleri,  siyah havuç boyar madde miktarı yeterli düzeyde olduğunda kanser hücrelerinin daha yavaş ürediği gözlemlenmiş. Bu hücre deneyi sonucunda siyah havuç kanser ilacıdır sonucuna varılmaz,  ancak iyi bir koruyucu beslenme faktörü olabileceğini gösterir,  zaten 'fonksiyonel gıda' ve 'fonksiyonel beslenme' terimleri de bu gibi bilimsel çalışmalar sonrasında ortaya çıkmakta. Ülkemiz bir kara havuç cenneti,  bir dönem iç pazarda talep olmadığı için sadece dışarıya veriliyordu,  buna tesadüfen şahit de oldum,  yıllar önce Takvim gazetesinde sağlık köşesi yazarken kara havucun faydalarını anlattığım bir yazımın ardından Konyada bir siyah havuç işleme tesisinden nazik bir teşekkür mektubu aldım, Türkiye'de talep olmadığı için sadece dış pazara ürün gönderdiklerini ifade ediyorlardı.  Şifalanmak için çok fazla tüketmeye de  gerek yok,  hep söylüyorum ya,  tabiat çok cömert bedenimiz ise çok tutumlu,  mutlu pazarlar diliyorum...
119 2,234 5 weeks ago
#siyahhavuç #fonksiyonelgıdalar #ilaçbesinler
2007'de 4. uluslararası gıda pigmentleri kongresinde almanya kaynaklı bir çalışma sunuldu, çalışmanın adı; 'siyah havuç antosiyaninlerinin kanser hücrelerinin üremelerini engelleyici etkisi ve metabolizması'. antosiyaninler, siyah mor renkli sebze ve meyvelerde değişen oranlarda bulunan şifalı bir 'boyar madde've güçlü antioksidan, anti-kanser etkiye sahip, ancak her boyar madde içeren meyve sebzede aynı etki de görülmüyor, örneğin vişne, oldukça yüksek boyar madde içeriyor ancak antioksidan gücü bununla paralel değil. güçlü antioksidanlar, daha en baştan kanserleşme sürecini hemen her basamakta engelleyen hücre içinde ve hücreler arası etkili maddeler, genetik şifremizi taşıyan dna'larımızdan hücre zararımıza kadar koruyorlar.
yapılan birçok farklı bilimsel araştırma aynı sonuca işaret etti ; siyah havucun kansere karşı koruyucu etkisi antioksidanlarla sınırlı değil... bu çalışmaların birinde insan kalın bağırsak kanseri ve lösemi hücreleri kullanılmış ve kanser hücreleri gruplar halinde değişen dozlarda bc-are (siyah havuç antosiyanin ekstraktı) na maruz bırakılmış. bu maddeye maruz kalan kanser hücrelerinin üremelerinin baskılandığı gözlemlenmiş, yani ortamda siyah havuç antosiyaninleri, siyah havuç boyar madde miktarı yeterli düzeyde olduğunda kanser hücrelerinin daha yavaş ürediği gözlemlenmiş. bu hücre deneyi sonucunda siyah havuç kanser ilacıdır sonucuna varılmaz, ancak iyi bir koruyucu beslenme faktörü olabileceğini gösterir, zaten 'fonksiyonel gıda' ve 'fonksiyonel beslenme' terimleri de bu gibi bilimsel çalışmalar sonrasında ortaya çıkmakta. ülkemiz bir kara havuç cenneti, bir dönem iç pazarda talep olmadığı için sadece dışarıya veriliyordu, buna tesadüfen şahit de oldum, yıllar önce takvim gazetesinde sağlık köşesi yazarken kara havucun faydalarını anlattığım bir yazımın ardından konyada bir siyah havuç işleme tesisinden nazik bir teşekkür mektubu aldım, türkiye'de talep olmadığı için sadece dış pazara ürün gönderdiklerini ifade ediyorlardı. Şifalanmak için çok fazla tüketmeye de gerek yok, hep söylüyorum ya, tabiat çok cömert bedenimiz ise çok tutumlu, mutlu pazarlar diliyorum...